Ana Sayfa
Güncel Haberler
Hastalık Rehberi
Eğitim Filmleri
Röportajlar
Hasta / Hasta Yakını Deneyimleri
Pratik Bilgiler
Yararlı Linkler
Sağlık Sözlüğü
Üye Olun
Sanal ev; Alzheimer,astım,yaşa bağlı görme bozukluğu, epilepsi, Parkinson hastalıkları ile ilgili olarak evde alabileceğiniz önlemler


 YAKINIM HASTA : Görüşleriniz

Görüş bildirmek istiyorum.

.


 
Düşmanımı öğrenmiştim, korkutucu bir ismi vardı...

Bana zorlu mücadelemde en büyük destek annemden geldi. Sıkıntılı günlerimde onun dostluğu, sevgisi, duaları, verdiği destek ve moral yaşamımı aydınlattı. Annemin beni yalnız, çaresiz bırakmaması rahatsızlığımı atlatmamı sağladı.

Düşmanımı öğrenmiştim, korkutucu bir ismi vardı...
Yaklaşık otuz sene önceydi. Babamı kaybetmiştim. Liseyi bitirip, üniversite öğrenimimi bırakmış ve İstanbul'dan Diyarbakır'a gelin gitmiştim. Bahçesinde çam ağaçları, balkonunda fiskiyeli havuzu olan şirin döşenmiş bir evimiz vardı. Her şey güzeldi ama farklı yaşama, kültüre, çevreye alışmakta zorlanıyordum. Etrafımdakilerin hepsi iyi insanlardı; uyumsuzluğun bende olduğuna inanıyordum. Kendimi suçluyordum. Duygularım bedenimde kendini göstermeye başlamıştı. Belimden başlayarak yavaş ilerleyen bir uyuşukluk ve aşırı yorgunluk hissediyordum. Ayağımdan terlikler fırlamaya başladığında, "kuyuya taş atar gibi" kortizon tedavisine başlanmıştı. Eşimin doktor arkadaşları yardımımıza koşmuşlardı. Yatak odam, serum ve ilaçların kokusuyla hastahane odasını andırıyordu. Çok gençtik; eşimle elele, yatakta ziyaretçileri kabul ediyorduk.

Çevremdeki herkes yardım etmek için çırpınıyordu. Yürüyemiyordum. Kayınvalidem, şefkatle üstümü örtüyor, uyuyamadığım zaman bana ninni söylüyordu. Kayınpederim hıçkırarak ağlıyordu. Ben de şaşkındım. Ne olacaktım? Başıma gelen neydi? İyi olup terlik ya da ayakkabı giyebilecek miydim?

Bir zaman sonra annemin haberi oldu. Bana bir an önce kavuşabilmek için uçaktan inip, uçağı itmek isteyecek kadar büyük bir heyecanla geldiğinde ben de ilk defa gayretle yatağımdan kalkıp onu ayakta karşıladım. Çok sevinmiş, annemin gelişiyle adeta kuvvetlenmeye başlamıştım. Benim becerikli yardımsever annem, rahmetli babama da severek özveriyle bakmıştı. Uzun süredir yıkanmamış saçlarımı, bedenimi, kokulu bebek pudrasıyla temizledi. Moralim yerine gelmişti. Annemin kolunda kısa yürüyüşler ve pikniklerle keyiflenmiştim. Kortizon kullandığım için tuzsuz yemekler yediriyor, ilaçların yan etkisini azaltmak, potasyum alabilmem için kayısı haşlayıp, blenderdan geçirip, bana içiriyordu. Kasırga atlatmış gibiydim.

Ankara 'da ve İstanbul'da tanınmış doktorlara gidiyorduk. Teşhisler farklıydı. Tedavisi de yoktu. Ben de içlerinden en hafif teşhisi kendime yakıştırıyordum. İstanbul'a gelip denizi gördüğümde rahatladığımı, ferahladığımı hissettim. Derin mavilik bütün sıkıntılarımı alıp götürmüştü.
İyi günlerim çok uzun sürmedi. Çift görme, uyuşukluklar, duyu bozuklukları, sisli görme derken günler geçiyordu.Yürüyemediğimde yürümenin, sisli gördüğümde görmenin, kısaca sağlığın önemini iyice kavrıyordum. Bazen odunlarla yürüdüğüm hissine kapılıyordum.

Evliliğimden yedi sene sonra - hamileliğimde ve doğumumda yaşadığım zorluklardan sonra -oğlum Murat doğdu. Doğum sancılarından daha fazla bacak ağrısı çekmiş, masada dayanamayıp acıdan bayılmıştım. Annem, yardımlarıyla yanımda bana güç veriyordu. Lohusalık günlerimde sağ elimin üç parmağı hissizdi. Bebeğimi kucağıma alıp, emzirirken düşürmekten korkuyordum. Birkaç ay sonra kendiliğinden geçti. Sorunlarımın kalıcı olmaması benim için büyük bir şanstı.

Eşim, benim sağlığımı düşünerek işini riske attı ve İstanbul'a yerleşme kararı aldı. Moralimin, olumlu düşünmenin, dostluğun, huzurun faydasını hissediyordum. 5-6 sene sonra kızım doğduğunda moralim çok yüksek, keyfim yerindeydi. Sorunsuz bir hamilelik ve doğum yaşadım. Adele ağrılarımı önemsemiyordum.

Oğlumun kolej sınavları, ev değiştirme ihtimalimiz gibi olumsuz birkaç düşünce beni rahatsız eder olmuştu. İp kopuyordu; tutamıyordum. Yalpalayarak yürüyordum. “Derdimi çözecek bir doktor istiyorum" diye Allah'a yalvarıyordum. Nihayet doktorumu bulmuştum. Beynimin MR’ı çekildi. Kesin teşhis konmuştu. Düşmanımı öğrenmiştim: Multiple Skleroz (MS). Korkutucu bir ismi vardı. Yaşam durmuş gibiydi. Hepimiz şaşkınlık içindeydik. Altı yaşındaki kızım Merve, gözünde yaşlarla bana bakıp “Anne, ölecek misin?” diye soruyordu.

Herkes farklı tepkiler içindeydi. Ağlayanlar, niye çocuk doğurdun diye hesap soranlar, yürüyüşümü inceleyip, sanki yapacağım bir şey varmış gibi akıl verenler, elini beline koyup ben çok sağlıklıyım diyerek kahkaha atanlar... Ben de değişik duygularla büyük bir sarsıntı içindeydim. Evimizin üstünü kara bulutlar sarmış gibiydi. Annem, “İyileşeceksin..İnancını kaybetme” diye bana moral veriyordu.

Ben de bulutların dağılacagına "garip ama" inanıyordum. Yürüyemiyordum, yorgundum. İlaçları kullanmaya başladıktan sonra daha da kötüleşmiştim. Annem benim elim, ayağım, neşem en büyük desteğimdi; çaresiz kalıp bana iğne yaptığı günler bile oluyordu. Ağrılara dayanamayıp ağrı kesici ampulleri gece yarısı kırıp içtiğimi de unutamıyorum. Doktorum da ümit vermiyordu;
“İyileceksiniz ya da iyileşmeyeceksiniz, bunu bilemem” diyordu. Tavsiyelerini emir gibi yerine getiriyor, ilaçlarımı saati kurup, muntazam içiyordum. Çok küçük düzelmeler hissediyor, sabır ve inançla bekliyordum. Gayret etmeli, iyileşmeliydim. Beni sevenleri daha fazla üzmemeliydim.
Yataktan kalkamadığım günlerde en yakın dostlarımdan biri de okuduklarımdı. Kitapları, dergileri, gazeteleri alıp uzanınca yeni bir dünyanın içinde gibi oluyordum. Resim yapıyor, yazı, şiir yazıyor; yaşamımı renkli bir dantel gibi örüyordum. Güneşin batışındaki kızıl renkler, müzik setindeki Madonna'nın “Ağlama Arjantin”'i beni kendimden geçirecek kadar duygulandırıyordu. Dünyadaki güzellikleri, hayatın yaşamaya değer olduğunu hissediyordum.

Yürürken sendelememe rağmen sabah, çocuklarımın kahvaltılarını yaptırıp okula yolluyordum. Dönüşlerinde, kapıda gülerek, canlı ve renkli karşılamaya çalışıyordum. Onlara destek olmalı, morallerini yükseltmeliydim; tıpkı annem gibi...

Aradan yedi sene geçmişti. Toparlandığımın farkındaydım. Doktoruma kontrole gittiğimde muayeneden sonra gülerek “Hiçbir iz yok; benim en iyi hastamsınız, mucize gibi” dedi.

Rahatsızlığımda dostluğun, sevginin, ilginin, olumlu düşünmenin, inancın, moralin, stresten uzak durmaya çalışmanın, iyi beslenmenin faydasını hep hissettim.

Son atağımın üzerinden uzun bir zaman geçti. En başa döndüğüm, bugünüm için ne kadar şükretsem, teşekkür etsem az.... Bu uzun hastalık maratonu hayata bakışımı değiştirdi. Sorunları büyütmemenin, her şeyin düzelebileceğine inanmanın en doğrusu olduğunu artık biliyorum. Tıbbın her gün yeni buluşlarla insanlara faydalı olduğunu; teşhisi bile zor konulan hastalıklarda yeni ilaçların keşfedildiğini duymak beni sevindiriyor.

Sevgiyle sağlıklı kalın....
 


 

 

[6/10/2008]

 

 
Zorlu Bir Savaş...
Hava, su ve toprak canlılar için temel gereksinimlerdir. Ancak canlılar içinde ayrı bir yeri olan insan için; sevgi, yaşama sevinci ve dayanışma duyguları olmadan yaşama tutunma olanaksızdır. İnsanoğlu umutsuz yaşayamaz. "İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar" sözü bunun en güzel kanıtıdır.

Benim sizinle paylaşacaklarım hayallerimin en güçlü olduğu bir dönemde yaşadıklarımı içeriyor. Huzurlu ve mutlu bir yuva. Bu mutlu yuvanın ürünü iki evlat. Yoğun bir çalışma temposu içinde yetiştirilmiş ve eğitilmiş iki pırlanta.
Baba ve anne olarak onların mutluluğu, sevinci, sağlığı, sizin de mutluluk ve sevinciniz olan bir dönem. Uzun bir çalışma döneminin ardından gelen emeklilik. Artık hayallerimiz; çocuklarımızın evliliği, torunlar ve onların mutluluğu üzerine yoğunlaşıyor. Ben bu hazzı da tattım. Kızım evlendi ve bir torunum oldu. Bu dönemde torunumun büyümesini yakından izledim, çocuklarıma ayıramadığım zamanı ona ayırdım. Zaman su gibi aktı. Torunum artık genç kız adayıydı. Derken ikinci torunum mutluluğumuzu perçinledi. Büyükanne ve büyükbabalar için bundan daha büyük haz olabilir miydi?
O günlerde yeni bir telaş ve koşuşturmaca sarmıştı bizi. Oğlum da evlenme hazırlıkları içindeydi. Ailemiz bir kız evladı daha kazanıyordu. Ayaklarımız yere değmiyordu. Telaş ve koşuşturmaların olduğu bir dönemde birden her şey altüst oldu. Sanki beyaz olan her şey karardı.
Kızımın bir sağlık taraması sırasında göğsünde bir kitle tespit edildi. Oysa daha bebeğini yeni memeden kesmişti. Yani emziren bir anneydi. Şimdi düşünüyorum da bu erken tespit Tanrı'nın bir lütfuydu.
O günlere dönmek bugün bile beni ürkütüyor. Ama dimdik olmak, direnme, mücadele etmek gerekti. Çaresizlik, umutsuzluk; çaresizliği ve umutsuzluğu körükleyecekti. Gencecik bir insan; çocukları ve eşiyle yaşaması gereken uzun bir yol vardı önünde. Bazen bu yol taşlı, dikenli hatta uçurum bile olabilir. Biz bu yola adım atmıştık. Bir yanda bir evladınızın mutluluğa ilk adımı, diğerinin zorlu günlere adımı ile aynı zaman diliminde çakışabiliyordu. İşte biz bu iki duyguyu yaşadık. Birini balayına gönderirken diğeri ile hastanelerde yaşam savaşı veriyorduk.
Her zaman güçlü olmak zorundaydık anne baba olarak. Onun moralini, yaşama bağlılığını bizler güçlendirecektik. Oysa o yaz tatili için eşimle neler kurgulamıştık. Oğlum da evleniyordu. O yazı; bütün yüklerden arınmış, çocuklarımızı mutlu yuvalarında görmenin huzuru içinde geçirecektik. Ama bütün her şey yerini çok daha ciddi olaylara bıraktı. Operasyonlar, şua, kemoterapi hepsi sıradan tedaviler gibi günlük hayatımıza girmişti bir kere. Önemli olan onlarla yaşarken bile hayata sıkı sıkıya bağlı olmaktı. Kızımıza en büyük güç; bizim onunla olmamız, her nefes alışında bizi yanında hissetmesiydi.
Tedavi sırasında çocuklarından ayrılmak onun için en uygunuydu. Genç kızlığa geçiş dönemindeki torunum annesini o haliyle görmemeliydi. Çocuklarından uzak kalması benim görevimi kat be kat arttırıyordu. Ona bu ayrılığı hissettirmeden bu düşmanla mücadele edecek ve savaşı kazanacaktık. Geceler boyu hüznümü içime akıttım. Yastığım gözyaşlarımla ıslandı. Ona hiç hissettirmedim.
Her sabah odasından elinde yastıkla geliyor, dökülen saçlarını sayıyordu.İçim burkuluyordu ama böyle de çok güzel olduğunu söylüyordum. Gerçekten yüz hatları o kadar muntazamdı ki o haliyle çok güzeldi.

Her geçen günün, her tedavi sürecinin bizi aydınlık günlere yaklaştırdığına olan inancımı hiç yitirmedim. Ailesi kızımın arkasında yıkılmaz bir kaleydi. Hiçbir top ve tüfek bu kaleyi yıkamazdı.

Ona verdiğimiz bu moral, hayata sıkı sıkıya tutunmasını sağladı. Hiçbir ilacın tedavi edemeyeceği yararı getirdi. Tedavi sırasında çocuklarını görmeye gitti. Dönüşte sanki yeniden doğmuştu. Doktoru bile “Bizim ilaçlarla sağlayamadığımızı çocukları sağladı“ demişti. Devamlı düşen kan değerleri nihayet normal sınırlara ulaşmıştı. Moralin ne denli önemli olduğunun kanıtı. Hepimiz tek yürek olmuş, zorlu bir savaştan çıkmıştık.
Şu an çalışma hayatına döndü. Çocukları ve eşiyle mutlu yuvasında hayata dört elle sarılmış durumda.
Allah, zaman zaman insanları sınıyor. Biz de bu sınavdan geçtik. Başarımız, kızımın sağlık ve mutluluğu.
Sağlıcakla kalın...
S.S.
 

[6/10/2008]

 

 
yok
yazdıklarımı en kısa zamanda yayınlamanızı bekliyorum çünkü ben derginizi sürekli takip ediyorum ve o yazılara çok emek verdim ayrıca annemi dört gün önce kaybettim bunun anısına yayınlarsanız çok sevinirim...

[4/21/2008]

 

 
BİR UMUT BİN HAYAT
Ben bir günümü bile sen olmadan geçiremezken şimdi sen beni bırakıp gidiyor musun? Sen misin o hasta yatağında hiçbir şeyden haberi olmadan yatan yoksa ben miyim? O serum senin damarlarında mı dolaşıyor yoksa benim damarlarımda mı? Bu hemşireler bu doktorlar kimin için anne! Bilemiyorum... Eğer sen isen orada yatan ne olur artık uyan anne! Eğer bensem çok canım yanıyor ne olur beni uyandır anne!Üç yıl önce başlamıştı kanserle tanışmamız! Annemi şiddetli bel ağrılarıyla hastaneye götürdük burada yapılan muayene ve ultrason tetkiklerinden sonra sırt bölgesinde iki taraflı tümör olduğu anlaşıldı. Ve hayatın bizi nereye savuracağını bilmeden girdik bi yola... Önce beş saat süren bir ameliyat, sekiz kür kemoterapi, bu süreçte alınan kan örnekleri,kemik iliği biyopsileri...Hepsi çok zordu.Annemiz bambaşka bir şekil almıştı,tanınmayacak derecede kötüydü,daha ilk kemoterapide saçları dökülmüştü,ardından ağızda oluşan büyük yaralar ve kilo kaybı... bu süreç devam ederken bizimde içimizde tarifi olmayan yaralar açılmıştı!Elimizden hiçbir şey gelmiyordu yanında olaktan başka...Uzun zaman sonunda tedavimiz bitmişti,tüm kontroller ve tahliller bizim lehimizeydi,inanması o an için zordu ama annem iyileşmişti,aradan geçen zamanda bir anda toparlanmış adeta yenilenmişti,çok mutluyduk birlikte gezmelere gidiyor yürüyüşlere çıkıyorduk hatta yaz tatilimizi otelde geçirdik.Tüm yaşadıklarımız bir anda sonlanmıştı unutulmuştu keşke unutulmasaydı...Dört ay önce hafıza bulanıklığı,halüsilasyon,uyku hali,bulantı ve kusma ile sdü tıp fakültesine acil olarak kaldırdık,doktorumuz beyinde bi kitle nedeniyle ödem oluştuğunu ve hiç zaman kaybetmeden şant ameliyatı olması gerektiğini söyledi,şok olduk!bu hiç beklemediğimiz bir şeydi.Biz tekrar o zorlu yola giriyorduk bunu hemen anlamıştık... Şant ameliyatından sonra doktorumuz bizi Ankara Hacettepe üni. tıp fak. gönderdi... Burada yapılan tetkiklerden sonra tekrar ameliyata alındı,beyindeki kitleyi çıkartmak için.Tam altı saat sürdü,doktorumuz kitlenin büyük bi kısmını temizlediğini geri kalanınıda ışınla halledebileceğimizi söyledi. Hastanede iyileşme sürecimizi doldururken annem tekrar fenalaştı,acil olarak çekilen emar sonucunda alınan yerdeki kitlenin hızla büyüdüğü ve beynin diğer tarafındada ödem oluşturduğu görüldü ve yine bir şant ameliyatı daha...Annem biraz daha kendini iyi hissetmeye başladığında kemoterapi tedavisi uygulandı sadece üç kür alabildi çünkü tedaviye yanıt vermedi ve bununla beraber tümör beyinde birkaç yere daha sıçramıştı! Allahım ne kadar da zordu kalbim yerinde mi acaba diye düşünüyordum,evet yerindeydi ben burdayım diyordu çünkü ilk kez bu kadar acıyordu!Son silahımız ışın tedavisiydi ve hemen uygulandı,iyi geldiğini cevap verdiğini hemen anladık çünkü annem gün geçtikçe daha iyiye gidiyordu bu tedavi sürecide bittikten sonra doktorlarımız bi süre dinlenmesi için annemi hastaneden çıkarttılar... yine bir dinlenme sürecindeyken annem bir anda yürüyememeye başladı doktorumuzu aradık ve yine acil olarak hastaneye götürdük önce beyin emarı çekildi çok heycanlıydık çünkü ışın tedavisinden sonra ilk kez beyin emarı çekilmişti,korku ve endişe ile sonucu bekliyorduk. Ve sonuç...Beyinde en ufak tümöre rastlanmadı mutluyduk hemde çok! Uzun zaman sonra ilk kez iyi bir haber almıştık.Ama annemiz yürüyemiyordu ...Neden...? Hemen bi omurilik emarı çekildi görüldü ki beyinde bitmiş ama omuriliğe sıçramış! Tekrar bir ameliyat! Ben bu satırları yazarken annem hastane odasında iyileşmeyi bekliyor.Doktorlarımız umutlu biz umutlu annemiz bizden daha umutlu! İnsan böyle bir duyguyu yaşarken ayakları yerden kesiliveriyor,zaman akmıyor,dünya dönmüyor! bir ben yaşıyormuşum gibi geliyor.Ama biliyorum ki hasta ve yakını olan herkes yaşıyor aynı şeyleri. Bizi bu zamana kadar ayakta tutan annemizin hayata sımsıkı bağlanmasıydı, umutlarıydı, onu çok sevmemizdi! biz nefes aldıkça annemizi sevmeye devam edeceğiz,sevdikçe umutlarımız büyüyecek büyüdükçede bu hastalık bitecek!!! herkese sağlıklı günler diliyorum

[4/18/2008]

 

 
BİR UMUT BİN HAYAT
Ben bir günümü bile sen olmadan geçiremezken şimdi sen beni bırakıp gidiyor musun? Sen misin o hasta yatağında hiçbir şeyden haberi olmadan yatan yoksa ben miyim? O serum senin damarlarında mı dolaşıyor yoksa benim damarlarımda mı? Bu hemşireler bu doktorlar kimin için anne! Bilemiyorum... Eğer sen isen orada yatan ne olur artık uyan anne! Eğer bensem çok canım yanıyor ne olur beni uyandır anne!Üç yıl önce başlamıştı kanserle tanışmamız! Annemi şiddetli bel ağrılarıyla hastaneye götürdük burada yapılan muayene ve ultrason tetkiklerinden sonra sırt bölgesinde iki taraflı tümör olduğu anlaşıldı. Ve hayatın bizi nereye savuracağını bilmeden girdik bi yola... Önce beş saat süren bir ameliyat, sekiz kür kemoterapi, bu süreçte alınan kan örnekleri,kemik iliği biyopsileri...Hepsi çok zordu.Annemiz bambaşka bir şekil almıştı,tanınmayacak derecede kötüydü,daha ilk kemoterapide saçları dökülmüştü,ardından ağızda oluşan büyük yaralar ve kilo kaybı... bu süreç devam ederken bizimde içimizde tarifi olmayan yaralar açılmıştı!Elimizden hiçbir şey gelmiyordu yanında olaktan başka...Uzun zaman sonunda tedavimiz bitmişti,tüm kontroller ve tahliller bizim lehimizeydi,inanması o an için zordu ama annem iyileşmişti,aradan geçen zamanda bir anda toparlanmış adeta yenilenmişti,çok mutluyduk birlikte gezmelere gidiyor yürüyüşlere çıkıyorduk hatta yaz tatilimizi otelde geçirdik.Tüm yaşadıklarımız bir anda sonlanmıştı unutulmuştu keşke unutulmasaydı...Dört ay önce hafıza bulanıklığı,halüsilasyon,uyku hali,bulantı ve kusma ile sdü tıp fakültesine acil olarak kaldırdık,doktorumuz beyinde bi kitle nedeniyle ödem oluştuğunu ve hiç zaman kaybetmeden şant ameliyatı olması gerektiğini söyledi,şok olduk!bu hiç beklemediğimiz bir şeydi.Biz tekrar o zorlu yola giriyorduk bunu hemen anlamıştık... Şant ameliyatından sonra doktorumuz bizi Ankara Hacettepe üni. tıp fak. gönderdi... Burada yapılan tetkiklerden sonra tekrar ameliyata alındı,beyindeki kitleyi çıkartmak için.Tam altı saat sürdü,doktorumuz kitlenin büyük bi kısmını temizlediğini geri kalanınıda ışınla halledebileceğimizi söyledi. Hastanede iyileşme sürecimizi doldururken annem tekrar fenalaştı,acil olarak çekilen emar sonucunda alınan yerdeki kitlenin hızla büyüdüğü ve beynin diğer tarafındada ödem oluşturduğu görüldü ve yine bir şant ameliyatı daha...Annem biraz daha kendini iyi hissetmeye başladığında kemoterapi tedavisi uygulandı sadece üç kür alabildi çünkü tedaviye yanıt vermedi ve bununla beraber tümör beyinde birkaç yere daha sıçramıştı! Allahım ne kadar da zordu kalbim yerinde mi acaba diye düşünüyordum,evet yerindeydi ben burdayım diyordu çünkü ilk kez bu kadar acıyordu!Son silahımız ışın tedavisiydi ve hemen uygulandı,iyi geldiğini cevap verdiğini hemen anladık çünkü annem gün geçtikçe daha iyiye gidiyordu bu tedavi sürecide bittikten sonra doktorlarımız bi süre dinlenmesi için annemi hastaneden çıkarttılar... yine bir dinlenme sürecindeyken annem bir anda yürüyememeye başladı doktorumuzu aradık ve yine acil olarak hastaneye götürdük önce beyin emarı çekildi çok heycanlıydık çünkü ışın tedavisinden sonra ilk kez beyin emarı çekilmişti,korku ve endişe ile sonucu bekliyorduk. Ve sonuç...Beyinde en ufak tümöre rastlanmadı mutluyduk hemde çok! Uzun zaman sonra ilk kez iyi bir haber almıştık.Ama annemiz yürüyemiyordu ...Neden...? Hemen bi omurilik emarı çekildi görüldü ki beyinde bitmiş ama omuriliğe sıçramış! Tekrar bir ameliyat! Ben bu satırları yazarken annem hastane odasında iyileşmeyi bekliyor.Doktorlarımız umutlu biz umutlu annemiz bizden daha umutlu! İnsan böyle bir duyguyu yaşarken ayakları yerden kesiliveriyor,zaman akmıyor,dünya dönmüyor! bir ben yaşıyormuşum gibi geliyor.Ama biliyorum ki hasta ve yakını olan herkes yaşıyor aynı şeyleri. Bizi bu zamana kadar ayakta tutan annemizin hayata sımsıkı bağlanmasıydı, umutlarıydı, onu çok sevmemizdi! biz nefes aldıkça annemizi sevmeye devam edeceğiz,sevdikçe umutlarımız büyüyecek büyüdükçede bu hastalık bitecek!!! herkese sağlıklı günler diliyorum

[4/18/2008]

 

1  2

1/2

 

Novartis Logo

 

ASM