Bana zorlu mücadelemde en büyük destek annemden geldi. Sıkıntılı günlerimde onun dostluğu, sevgisi, duaları, verdiği destek ve moral yaşamımı aydınlattı. Annemin beni yalnız, çaresiz bırakmaması rahatsızlığımı atlatmamı sağladı.
Düşmanımı öğrenmiştim, korkutucu bir ismi vardı...
Yaklaşık otuz sene önceydi. Babamı kaybetmiştim. Liseyi bitirip, üniversite öğrenimimi bırakmış ve İstanbul'dan Diyarbakır'a gelin gitmiştim. Bahçesinde çam ağaçları, balkonunda fiskiyeli havuzu olan şirin döşenmiş bir evimiz vardı. Her şey güzeldi ama farklı yaşama, kültüre, çevreye alışmakta zorlanıyordum. Etrafımdakilerin hepsi iyi insanlardı; uyumsuzluğun bende olduğuna inanıyordum. Kendimi suçluyordum. Duygularım bedenimde kendini göstermeye başlamıştı. Belimden başlayarak yavaş ilerleyen bir uyuşukluk ve aşırı yorgunluk hissediyordum. Ayağımdan terlikler fırlamaya başladığında, "kuyuya taş atar gibi" kortizon tedavisine başlanmıştı. Eşimin doktor arkadaşları yardımımıza koşmuşlardı. Yatak odam, serum ve ilaçların kokusuyla hastahane odasını andırıyordu. Çok gençtik; eşimle elele, yatakta ziyaretçileri kabul ediyorduk.
Çevremdeki herkes yardım etmek için çırpınıyordu. Yürüyemiyordum. Kayınvalidem, şefkatle üstümü örtüyor, uyuyamadığım zaman bana ninni söylüyordu. Kayınpederim hıçkırarak ağlıyordu. Ben de şaşkındım. Ne olacaktım? Başıma gelen neydi? İyi olup terlik ya da ayakkabı giyebilecek miydim?
Bir zaman sonra annemin haberi oldu. Bana bir an önce kavuşabilmek için uçaktan inip, uçağı itmek isteyecek kadar büyük bir heyecanla geldiğinde ben de ilk defa gayretle yatağımdan kalkıp onu ayakta karşıladım. Çok sevinmiş, annemin gelişiyle adeta kuvvetlenmeye başlamıştım. Benim becerikli yardımsever annem, rahmetli babama da severek özveriyle bakmıştı. Uzun süredir yıkanmamış saçlarımı, bedenimi, kokulu bebek pudrasıyla temizledi. Moralim yerine gelmişti. Annemin kolunda kısa yürüyüşler ve pikniklerle keyiflenmiştim. Kortizon kullandığım için tuzsuz yemekler yediriyor, ilaçların yan etkisini azaltmak, potasyum alabilmem için kayısı haşlayıp, blenderdan geçirip, bana içiriyordu. Kasırga atlatmış gibiydim.
Ankara 'da ve İstanbul'da tanınmış doktorlara gidiyorduk. Teşhisler farklıydı. Tedavisi de yoktu. Ben de içlerinden en hafif teşhisi kendime yakıştırıyordum. İstanbul'a gelip denizi gördüğümde rahatladığımı, ferahladığımı hissettim. Derin mavilik bütün sıkıntılarımı alıp götürmüştü.
İyi günlerim çok uzun sürmedi. Çift görme, uyuşukluklar, duyu bozuklukları, sisli görme derken günler geçiyordu.Yürüyemediğimde yürümenin, sisli gördüğümde görmenin, kısaca sağlığın önemini iyice kavrıyordum. Bazen odunlarla yürüdüğüm hissine kapılıyordum.
Evliliğimden yedi sene sonra - hamileliğimde ve doğumumda yaşadığım zorluklardan sonra -oğlum Murat doğdu. Doğum sancılarından daha fazla bacak ağrısı çekmiş, masada dayanamayıp acıdan bayılmıştım. Annem, yardımlarıyla yanımda bana güç veriyordu. Lohusalık günlerimde sağ elimin üç parmağı hissizdi. Bebeğimi kucağıma alıp, emzirirken düşürmekten korkuyordum. Birkaç ay sonra kendiliğinden geçti. Sorunlarımın kalıcı olmaması benim için büyük bir şanstı.
Eşim, benim sağlığımı düşünerek işini riske attı ve İstanbul'a yerleşme kararı aldı. Moralimin, olumlu düşünmenin, dostluğun, huzurun faydasını hissediyordum. 5-6 sene sonra kızım doğduğunda moralim çok yüksek, keyfim yerindeydi. Sorunsuz bir hamilelik ve doğum yaşadım. Adele ağrılarımı önemsemiyordum.
Oğlumun kolej sınavları, ev değiştirme ihtimalimiz gibi olumsuz birkaç düşünce beni rahatsız eder olmuştu. İp kopuyordu; tutamıyordum. Yalpalayarak yürüyordum. “Derdimi çözecek bir doktor istiyorum" diye Allah'a yalvarıyordum. Nihayet doktorumu bulmuştum. Beynimin MR’ı çekildi. Kesin teşhis konmuştu. Düşmanımı öğrenmiştim: Multiple Skleroz (MS). Korkutucu bir ismi vardı. Yaşam durmuş gibiydi. Hepimiz şaşkınlık içindeydik. Altı yaşındaki kızım Merve, gözünde yaşlarla bana bakıp “Anne, ölecek misin?” diye soruyordu.
Herkes farklı tepkiler içindeydi. Ağlayanlar, niye çocuk doğurdun diye hesap soranlar, yürüyüşümü inceleyip, sanki yapacağım bir şey varmış gibi akıl verenler, elini beline koyup ben çok sağlıklıyım diyerek kahkaha atanlar... Ben de değişik duygularla büyük bir sarsıntı içindeydim. Evimizin üstünü kara bulutlar sarmış gibiydi. Annem, “İyileşeceksin..İnancını kaybetme” diye bana moral veriyordu.
Ben de bulutların dağılacagına "garip ama" inanıyordum. Yürüyemiyordum, yorgundum. İlaçları kullanmaya başladıktan sonra daha da kötüleşmiştim. Annem benim elim, ayağım, neşem en büyük desteğimdi; çaresiz kalıp bana iğne yaptığı günler bile oluyordu. Ağrılara dayanamayıp ağrı kesici ampulleri gece yarısı kırıp içtiğimi de unutamıyorum. Doktorum da ümit vermiyordu;
“İyileceksiniz ya da iyileşmeyeceksiniz, bunu bilemem” diyordu. Tavsiyelerini emir gibi yerine getiriyor, ilaçlarımı saati kurup, muntazam içiyordum. Çok küçük düzelmeler hissediyor, sabır ve inançla bekliyordum. Gayret etmeli, iyileşmeliydim. Beni sevenleri daha fazla üzmemeliydim.
Yataktan kalkamadığım günlerde en yakın dostlarımdan biri de okuduklarımdı. Kitapları, dergileri, gazeteleri alıp uzanınca yeni bir dünyanın içinde gibi oluyordum. Resim yapıyor, yazı, şiir yazıyor; yaşamımı renkli bir dantel gibi örüyordum. Güneşin batışındaki kızıl renkler, müzik setindeki Madonna'nın “Ağlama Arjantin”'i beni kendimden geçirecek kadar duygulandırıyordu. Dünyadaki güzellikleri, hayatın yaşamaya değer olduğunu hissediyordum.
Yürürken sendelememe rağmen sabah, çocuklarımın kahvaltılarını yaptırıp okula yolluyordum. Dönüşlerinde, kapıda gülerek, canlı ve renkli karşılamaya çalışıyordum. Onlara destek olmalı, morallerini yükseltmeliydim; tıpkı annem gibi...
Aradan yedi sene geçmişti. Toparlandığımın farkındaydım. Doktoruma kontrole gittiğimde muayeneden sonra gülerek “Hiçbir iz yok; benim en iyi hastamsınız, mucize gibi” dedi.
Rahatsızlığımda dostluğun, sevginin, ilginin, olumlu düşünmenin, inancın, moralin, stresten uzak durmaya çalışmanın, iyi beslenmenin faydasını hep hissettim.
Son atağımın üzerinden uzun bir zaman geçti. En başa döndüğüm, bugünüm için ne kadar şükretsem, teşekkür etsem az.... Bu uzun hastalık maratonu hayata bakışımı değiştirdi. Sorunları büyütmemenin, her şeyin düzelebileceğine inanmanın en doğrusu olduğunu artık biliyorum. Tıbbın her gün yeni buluşlarla insanlara faydalı olduğunu; teşhisi bile zor konulan hastalıklarda yeni ilaçların keşfedildiğini duymak beni sevindiriyor.
Sevgiyle sağlıklı kalın....